DESTUR YA MÜRŞİD, YA PİR, YA RESULALLAH, YA HU

Ala Resulüna Muhammedin Salavat: "Allah'umme salli ala seyyidina Muhammed in ve ala ali seyyidina Muhammed."

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

"Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

IMAN

Dil ile ikrar, kalp ile tastik, gönül ile inkiyad etmektir.

( Bir kısmı Diyanet işleri başkanlığı web sitesinden alınmıştır.)

Tevhid kelimesi: Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah (Allah'tan başka İlah yoktur, Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V) O'nun peygamberidir.) cümlesidir. Şehadet kelimesi de:Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh ( Şahadet ederim ki Allah'tan başka İlah yoktur ve şahadet ederim ki Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'in O'nun kulu ve peygamberidir.) ifadesidir. İmanın başı ve sonudur ayni zamanda İslam'ın temeli budur.

Gerçekte Allah'ı yegâne Rab tanıyan, Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'i O'nun peygamberi olarak kabullenen kişi, Allahü Teâlâ'ya, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ölüm ve sonrasına, Hayrı ve şerri ile kaderin Allah'tan olduğuna, Öldükten sonra dirilmenin hak olduğuna şeksiz ve şüphesiz inanmalı ve "Şehadet ederim ki, Allâhü Telâ'dan başka ilâh yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (s.a.v) Onun kulu ve peygamberidir" demelidir. Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'in Allahkatından getirdiği, bize kadar da tevâtür yoluyla ulaştırılan bütün haberleri ve hükümleri tasdik etmelidir. Başka bir ifadeyle, apaçık ayet ve mütevatir hadislerle sabit olan hususların hepsine ayrı ayrı, Allah ve Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'inbildirdiği ve emir buyurduklarını da içine alacak şekilde bütün ayrıntıları ile inanmaktır.

Buluğ çağına giren insanlar ( erkekler ve kadınlar ), imanlarını tazelemeli ve dini bilgilerini yeniden gözden geçirmelidir.

Amelin Gerekliliği ve İmanla Olan İlgisi

Amel, iradeye dayalı iş, davranış ve eylem demektir. Amel imanın bir parçası değildir. Amel imanın korunması ve güçlenmesini sağlar.Bu sebeple bütün dinî esasları kalpten benimsemiş fakat çeşitli sebeplerle buyrukları yerine getirmemiş veya yasakları çiğnemiş olan kimse, işlediği günahı helâl saymadığı müddetçe mümin sayılır.

Kuran-ı Kerim'de birçok ayette iman ve amel birlikte anılmış müminlerin salih amelleri işleyerek maddi-manevi gelişmelerini sağlamaları ısrarla istenmiştir. İnsan sadece inanılması gerekli şeyleri tasdik eder, ameli umursamayan bir tavır sergileyip yasakları çiğnerse, dine, Allah'a ve Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'e olan bağlılığı yavaş yavaş azalır, günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gider. O halde amelin hem imanı güçlendirmede üstlendiği rol, hem de müminin cehennem azabından kurtularak nimetlere ulaşmasına aracı olması ve Rabbine karşı kulluk görevini gerçek anlamda yerine getirmesi bakımından önemi çok büyüktür.

Bismillahirrahmanirrahim

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُواْ الصَّلاَةَ وَآتَوُاْ الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

BAKARA 277 : " Muhakkak, Allah'a ölmeden önce ulaşmak isteyenler ve nefislerini ıslah edici amel işleyenler, namazı hakkıyla yerine getirdiler ve zekatı verdiler onlar için Rab'lerinin yanında mükafatlar ve ecirler vardır ve korku yoktur onlara ve onlar mahzun edilmezler."


 

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ يَهْدِيهِمْ رَبُّهُمْ بِإِيمَانِهِمْ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

 

YUNUS 9 : " Muhakkak, Allah'a ölmeden önce ulaşmayı dileyen ve nefsi ıslah edici ameller yapanlar, onları Rab'leri imanları ile hidayete erdirir dolayısıyla altlarından ırmaklar akan naim cennetlerindedirler. "

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ وَأَخْبَتُواْ إِلَى رَبِّهِمْ أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ الجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

HUD 23 : " Muhakkak ölmeden önce Allah'a kavuşmak isteyenler ve nefislerini ıslah edici amel yapanlar Rab'lerine razı ve itaatkar oldular, işte onlar, Cennet halkı, onlar orada ebedi kalanlardır."

İmanın Artması ve Eksilmesi

İman, inanılması gereken hususlar (iman esasları) açısından artmaz ve eksilmez. Bir kimse iman esaslarının hepsini kabul edip de, bir veya bir kaçına inanmasa meselâ meleklere inanmasa veya namazın farz yahut adam öldürmenin haram oluşunu inkâr etse, iman etmiş sayılmaz. Bu durumda iman gerçekleşmediğinden artması ve eksilmesi söz konusu olamaz. Herkes aynı hususlara iman etmekle yükümlüdür. İnanılacak esaslar konusunda bilginle cahil, peygamber olan ve olmayan, kadınla erkek arasında hiçbir fark yoktur.

İman, güçlü veya zayıf olma açısından farklılık gösterir. İmanda bu çeşit bir farklılığın bulunduğuna âyet ve hadislerde de işaret edilir.

Bismillahirrahmanirrahim

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِـي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِن قَالَ بَلَى وَلَـكِن لِّيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِّنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ

إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِّنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

BAKARA 260 : "İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir, buyurdu.”


 

Kur'ân-ı Kerîm'deki;

Bismillahirrahmanirrahim

وَإِذَا مَا أُنزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَـذِهِ إِيمَانًا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَزَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

TEVBE 124 : "Bir sûre indirilince içlerinden bu hanginizin imanını artırdı diyen de var. Fakat inen sûreler, inananların inançlarını artırır ve onlar birbirlerini müjdelerler. "

Bismillahirrahmanirrahim

هُوَ الَّذِي أَنزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوا إِيمَانًا مَّعَ إِيمَانِهِمْ وَلِلَّهِ جُنُودُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

FETIH 4 : "Öyle bir mâbuttur ki inançlarına inanç katsın diye inananların gönüllerine, tam bir sükûn ve huzûr indirmiştir ve Allah'ındır göklerin ve yeryüzünün orduları ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir. ";

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

ENFAL 2 : "İnananlar, ancak onlardır ki Allah anılınca yürekleri titrer, onlara âyetleri okununca da inançlarını arttırır ve Rablerine dayanırlar."

Hadis-i Şerif''deki;

Ebu Hüreyre anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "İman, yetmiş küsur -bir rivayette de altmış küsur- şubedir. Haya imandan bir şubedir. Bir rivayette şu ziyâde vardır: "Bu şûbelerden en üstünü "Lâilâhe illallah" sözüdür, en aşağı mertebede olanı da yolda bulunan rahatsız edici bir şeyi kenara çıkarmaktır." Buhârî, İman 3; Müslim, İman 57-38, (35-36); Ebu Dâvud, Sünnet 15, (4676); Tirmizî, İman 6, (2617); Nesâî, İman 16, (8, 110); İbnu Mâce, Mukaddime 9, (57).

Anlamındaki âyetler ile bu konudaki hadisler, imanın kuvvet, kalbin derinliklerine nüfuz yönüyle farklı seviyelerde olabileceğini, nitelik yönüyle artma ve eksilme gösterebileceğini ifade etmektedir.

İmanın Geçerli Olmasının Şartları

İmanın geçerli olabilmesi ve sahibini âhirette ebedî kurtuluşa erdirebilmesi için şu şartları taşıması gerekir:

1. İmanın dünyada hür iradeye dayalı bir tercih olması, baskı, tehdit veya dünya hayatından ümit kesme (ye's) durumunda gerçekleşmemiş bulunması gerekir. Kur'an'da;

Bismillahirrahmanirrahim

فَلَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا قَالُوا آمَنَّا بِاللَّهِ وَحْدَهُ وَكَفَرْنَا بِمَا كُنَّا بِهِ مُشْرِكِينَ

Mü'min 84 : " Sonra şiddetli azabımız olduğu zaman gördüler. Allah'ı O'nun tek oluşunu kabul ettik dediler.Biz idik O'na o şeyi ortak koşanlar ve inkar edenler."

Bismillahirrahmanirrahim

فَلَمْ يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا سُنَّتَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ فِي عِبَادِهِ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ

Mü'min 85 : " Böylece şiddetli azabımızı gördükleri zaman iman etmelerinin onlara faydası olmadı.ki o gelip geçti ve hüsrana uğradı orada kafirler.( ve bu ) Allah'ın kulları hakkındaki sünnetidir." buyurulmuştur.

2. Mümin, iman esaslarından birini inkâr anlamına gelen tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır. MeselâAllahu Teâlâ'yı ve bütün peygamberleri tasdik edip de Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'in peygamberliğine inanmayan yahut farz veya haram olduğu kesin olarak bilinen bir hükmü, meselâ namazın farz, şarap içmenin haram olduğunu kendi hür iradesiyle inkâr eden, yahut alaya alan, puta, haça vb. şeylere tapan bir kimseye mümin denilemez.

3. Mümin Allah'ın rahmetinden ne ümitsiz ne de emin olmalıdır. Korku ile ümit arasında bulunmalıdır. Müminin "Nasıl olsa imanım var, o halde muhakkak cennete giderim" düşüncesiyle kendinden emin olması veya "Çok günah işledim, ben muhakkak cehennemliğim" diye Allah'ın rahmetinden ümit kesmesi imanını kaybetmesine sebep olabilir. Bu konuda Kur'an'da şöyle buyurulur:

Bismillahirrahmanirrahim

يَا بَنِيَّ اذْهَبُواْ فَتَحَسَّسُواْ مِن يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلاَ تَيْأَسُواْ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِن رَّوْحِ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ

 

YUSUF 87 : “Ey oğullarım gidin artık Yusuf'u ve onun kardeşini iyice araştırın ve umut kesmeyin Allah'ın Rahmetinden. Çünkü Allah'ın Rahmetinden O'nu inkar edenlerin topluluğundan başkası umut kesmez.” ,

Bismillahirrahmanirrahim

أَفَأَمِنُواْ مَكْرَ اللّهِ فَلاَ يَأْمَنُ مَكْرَ اللّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ

ARAF 99 : "Allah'ın düzeninden emin mi oldular. Hüsrana uğrayan kimseler ve topluluklardan başkası Allah'ın düzeninden emin olamaz."

İman İslam İlişkisi

İman ve İslam farklı kavramlardır; Her mümin, müslim olmakta, fakat her müslim, mümin sayılmamaktadır. Şu âyet-i kerîmede iman ile İslâm ayrı kavramlar olarak geçmektedir:

Bismillahirrahmanirrahim

قَالَتِ الْأَعْرَابُ آمَنَّا قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِن قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِن تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

HUCURAT 14 : "Araplar ölmeden önce Allah'a ulaşmayı diledik dediler. Söyle; ölmeden önce Allah'a ulaşmayı istemediniz, tam olarak iman henüz kalplerinize girmedi lakin islam olduğunuzu söyleyin eğer Allah ve resulüne itaat ederseniz, sizden ve sizin amellerinizden bir şey eksiltmez; muhakkak Allah, Gafur'dur, Rahim'dir.” 

 

Tasdik ve İnkar Bakımından İnsanlar

İnsanlar tasdik ve inkâr açısından üç grupta incelenebilirler.

a) Mümin

Allah'a, Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'e ve O'nun haber verdiği şeylere yürekten inanıp, kabul ve tasdik eden kimseye mümin denir.

b) Fasık

Günahı ve haramı bildiği halde zaman zaman haram işleyen, günah kazanan ve günahlar ile haramları alenen yapabilen mümine denir.

c) Facir Fasık

Günahı ve haramı kabul ve ikrar ettiği halde sık sık günahları ve haramları alenen yapan mümine denir.

d) Kafir Fasık

Yaptığı şeylerin haram olduğunu bildiği halde inkar edip, ısrarla yapana denir.

Fasık ve Facir Fasık'ların günahı ve haramı bırakması ve tövbe etmesi gerekmektedir.

Kafir Fasık'ın ise yeniden iman etmesi ve islama teslim olması gerekmektedir.

Bu izahlardan sonra, "her fasık kafir değildir ancak her kafir mutlaka fasıktır." anlayış sahibi müminler buradaki inceliği kolayca kavrayacaklardır.

e) Kâfir

İslâm dininin temel prensiplerine inanmayan, Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'in Allah'tan getirdiği kesin olan ve tevâtür yoluyla bize kadar ulaşmış bulunan esaslardan (zarûrât-ı dîniyye) bir veya birkaçını yahut da tamamını inkâr eden kimseye kâfir denir. Meselâ namazın farz, şarabın haram oluşunu inkâr eden, meleklerin ve cinlerin varlığını kabul etmeyen kimse kâfirdir.

Kâfir sözlükte "örten" anlamına gelmektedir. Gerçek ve doğru inancı örttüğü, yanlış şeylere inandığı için böyle kimselere kâfir denmiştir. Bir insan kâfir olarak ölürse ebedî cehennemde kalacaktır. Bu konudaki âyetlerden birinde şöyle buyurulmuştur:

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ

BAKARA 161:" Muhakkak o kimseler gizlediler ve kafirler olarak öldüler Allah'ın ve meleklerin ve insanların laneti hepsi onların üzerine."

Bismillahirrahmanirrahim

خَالِدِينَ فِيهَا لاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنظَرُونَ

BAKARA 162:"Onun içinde ebedi kalacaklar onlara bakılmaz ve onlardan azap hafifletilmez"

f) Münafık

Allah'ın birliğini, Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'in peygamberliğini ve onun, Allah'tan getirdiklerini kabul ettiklerini söyleyerek, müslümanlar gibi yaşadıkları halde, kalpten inanmayan kimselere münafık denir. Münafıkların içi başka dışı başkadır. Sözü özüne uygun değildir. Bir âyette şöyle buyurulur:

Bismillahirrahmanirrahim

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

BAKARA 8 : "Kişi ve insanlardan bir kısmı Allah'a; ölmeden önce Allah'a ve ahir güne ulaşacağız der ve onlar mümin olanlar değildir."

 

Münafıkların gerçekte kâfir oldukları bir başka âyette şöyle ifade edilir:

Bismillahirrahmanirrahim

ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا فَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ

MÜNAFİKUN 3 : " İşte bu; ölmeden önce Allah 'a ulaşmayı dileyip sonra küfre düşmelerine sebep. Bu sebeple onların kalplerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar ."

Münafıklar İslâm toplumu için açık kâfirden daha tehlikelidirler. Çünkü onlar dıştan müslümanmış gibi gözüktüklerinden tanınmaları mümkün değildir; içten içe müslüman toplumun huzur ve düzenini bozar, kuzu postuna bürünerek dikkatsiz ve bilgisiz müslümanları yanlış yönlere sürüklerler. Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V) vahiyle kimlerin münafık olduğunu bilir, bu sebeple de onlara önemli görevler vermezdi. Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'den sonra insanlar için böyle bir bilgi kaynağı (vahiy) söz konusu olmadığından ve müslüman olduğunu söyleyenlerin iç dünyasını araştırmak da doğru olmadığından münafık, dünyada müslüman gibi işlem görür. Onun cezası âhirete kalmıştır. Bir âyette açıklandığı üzere cehennemin en alt tabakasında münafıklar bulunur:

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا

NİSA 145 : "Mutlaka münafıklar, Cehennem ateşinin en altındadır ve onlara kurtarıcıda bulamayacaksınız."

Ala Resulüna Muhammedin Salavat: "Allah'umme salli ala seyyidina Muhammed in ve ala ali seyyidina Muhammed."

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

"Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

AMENTÜ

آمَنْتُ بِاللهِ وَ مَلَئِكَتِهٍ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ اْليَوْمِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالَى

وَ اْلبَعْثُ بَعْدَ اْلمَوْتِ حَقٌّ


اَشْهَدُ
 
اَنْ لآ اِلَهَ اِلاَّ اَللهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وُ رَسُولُ
ه

"Âmentü billahi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusülihî ve'l yevmi'l-âhıri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihi mine'llâhi teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'l mevti hakk
Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh."

Allah’a ölmeden önce ulaşmayı diliyorum; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine,ölüm ve sonrasına , hayrı ve şerri ile kaderin Allah’tan olduğuna inanıyorum. Öldükten sonra dirilmek doğrudur. Şahadet ederim ki Allahu Tealâ'dan başka ilâh yoktur ve şahadet ederim ki Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa(s.a.v) O’nun kulu ve peygamberidir.

Bismillahirrahmanirrahim

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

 

HAYY cc'e. IMAN

HAYY cc'e iman etmek demek; O'nun bize bildirdiği isimlerine ve sıfatlarına şeksiz, şüphesiz ve tam olarak inanmaktır; "Dil ile ikrar, kalp ile tasdik ve gönül ile teslim olmak demektir." Biz, Allah'ın Zâtını O'nun isim ve sıfatlarıyla bilir ve tanırız.

Esmaü'l Hüsna - HAYYcc'ün İsimleri

Bismillahirrahmanirrahim

Allah

İbadet edilen

Er Rahman

İnsanlar ve cinlere nimet veren

Er Rahim

Mü'minlere merhamet eden

El Melik

Hükümdar

El Kuddus

Tam

Es Selam

Emin

El Mü'min

İnanılan

El Müheymin

İnananları gözeten

El Aziz

Galip

El Cabbar

Hükmünü uygulayan

El Mütekebbir

Büyüklenen

El Halik

Yoktan yaratan

El Bari

Nizama uygun yaratan

El Musavvir

Suret veren

El Gaffar

Günahları örten

El Kahhar

Mahveden

El Vehhab

İhsan eden

Er Rezzak

Rızkın sahibi

El Fettah

Fetheden

El Alim

Bilen

El Kabid

Kavrayıp sıkan

El Bâsit

Genişletip açan

El Hafid

Alçaltarak gizleyen

Er Rafi

Yükselterek gizleyen

El Muizz

Şerif eyleyen

El Muzil

Hakir eyeleyen

El Semi

İşiten

El Basir

Gören

El Hakem

Doğru ile yanlışı ayıran

El Adl

Dengede tutan

El Latif

İltifat eden

El Habir

Haberdar olan

El Halim

Tahammül eden

El Azim

Kararlı

El Gafur

Mü'minlerin günahlarını örten

El Şekür

İtaat edeni nimetlendiren

El Aliyy

Yüksek

El Kebir

Büyük

El Hafız

Muhafaza eden

El Mukit

Yarattıklarına uygun rızık yaratan

El Hasib

Hesabın sahibi

El Celil

Yiğit

El Kerim

Cömert

Er Rakib

Dengi olmayan

El Mücib

Cevap veren

El Vasi

Kuşatan

El Hakim

Hükmün sahibi

El Vedud

Sevginin sahibi

El Mecid

Şeref veren

El Bais

Dirilten

Eş Şehid

Rızanın sahibi

El Hakk

Doğru

El Vekil

İşlerini gördürten

El Kavi

Dayanılmaz

El Metin

Sağlam

El Veli

Dost

El Hamid

Övgünün sahibi

El Muhsi

Sayan

El Mübdi

Hiçten vareden

El Muid

Tekerrür ettiren

El Muhyi

Ruhu dirilten

El Mümit

Nefisleri öldüren

El Hayy

Diri

El Kayyum

Daim duran

El Vacid

Mevcud

El Macid

Manevi şeref veren

 اَحَدٌۚ

El Ehad

Bir

El Vahid

Tek

Es Samed

Muhtaç olunan

El Kadir

Her bir şeye gücü yeten

El Muktedir

Gücün Sahibi

El Mukaddim

Öne alarak sunan

El Muahhir

Sonraya bırakarak sunan

Bismillahirrahmanirrahim

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

TEGABUN 1

"Göklerin içindekiler ve yer içindekiler Allah aşkına; "Sahip Sen'sin Sana övgümüz ve Sen her birimize yetensin" diye dönerek zikrederler."

El Evvel

Başlangıç

El Ahir

Son

El Zahir

Tecellileri ile görünen

El Batin

Sırda gizli olan

El Vali

Yöneten

El Berr

Sıdkın sahibi

El Müta'ali

İmtihan ederek yükselten

El Tevvab

Tövbe edilen

El Müntekim

Günahla kazanılan sıfatı suret yapan

El Afv

Affın sahibi

Er Rauf

Merhamet eden

Malikül Mülk

Mülkün sahibi

Zü'l Celali vel İkram

Gazabı ile hürmet ettiren

El Muksit

Zararlı şeyleri yarattıklarına uygun görmeyen

El Cami

Toplayan

El Gani

Zengin

El Muğni

Manevi zengin kılan

El Mani

Engelleyen

Ed Darr

Şerri yaratan

En Nafi

Hayrı yaratan

En Nur

Aydınlatan

El Hadi

Mürşid

El Bedi

Benzersiz yaratan

El Baki

Daimi

El Varis

Peygamberler ve veli gönderen

Er Reşid

Doğruya eriştiren

Es Sabur

Sabreden

 

HAYYcc.'nün Sıfatları

Yüce Allah'ın sıfatları iki kısımdır: Zâtî sıfatlar, sübûtî sıfatlar.

Zâtî Sıfatlar

Sadece Allahu Teâlâ'nın Zât'ına mahsus olan sıfatlardır.

1. Vücûd. "El-Hayy"  Diri

2. Kıdem. " El-Halik"  Yoktan yaratan

3. Beka. " El-Baki"  Daimi

4. Vahdâniyyet. "El-Vahid"  Tek olan

5. Kıyâm bi-zatihi. "El- Kayyum" Daim duran

6. Muhâlefetün li'l-havâdis. "El- Cabbar"  Hükmünü uygulayan

Sübûtî Sıfatlar

Kemal ifade eden sıfatlar.

1. Dirilik. "El-Hayy"  Diri

Bismillahirrahmanirrahim

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ۗ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۖ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ ۗ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

 

AL-I IMRAN 185: " Her bir nefis(diri) ölümü tadıcıdır ve lakin yaptığı işin karşılığı o kişinin son günü vefa edilir. O zaman kim O’nun(cehennem) ateşinden uzaklaştırılır ve Cennet’e konur, kaybetmemiştir ve dünya hayatının sermayesi yalnızca değersiz bir kervan yüküdür.

2. İlim.  Bilen

Bismillahirrahmanirrahim

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

HADID 3 :"Başlangıcı ve sonrası olmayanım ve yarattıklarımda tecellilerim ile aşikar ve sırrım ile gizliyim,hepsinin sebeplerini bilenim".

3. Semi`. İşiten

Bismillahirrahmanirrahim

وَلَا تَجْعَلُوا اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ ۗ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

BAKARA 224 : "Allah zayıf imanlarınızı yükseltmez,sadık kimselerden olmak için insanlar arasında kendinizi düzeltin ve günahlardan koruyun, Allah işitir ve bilir."

4. Basar.  Gören

Bismillahirrahmanirrahim

 

وَاللَّهُ يَقْضِي بِالْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍ إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

MU'MIN 20:" Tasrifim Sana(S.A.V.)'dır, şu kimselerin davet ettiklerine ve onlardan olan başka bir şeye tasrif vermem, muhakkak Allah Tek; İşitirim,Görürüm "

5. Emir Yoktan yaratan

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

YASIN 82 : " Ancak bir şeyi irade ettiğimde bir kez "ol" derim, o olur."

6. Kudret.  Gücü yeten

Bismillahirrahmanirrahim

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

TEGABUN 1 : "Göklerin içindekiler ve yer içindekiler Allah aşkına; "Sahip Sen'sin Sana övgümüz ve Sen her birimize yetensin" diye dönerek zikrederler."

7. Kelâm. Kur'ân-ı  Cömert kelâmı

Bismillahirrahmanirrahim

قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا

KEHF 109 :"Söyle; eğer Kur'an'ın anlamı için deniz mürekkep olsa ve bir o kadarını da yardım olarak katsak Kur'an'ın anlamı bitmez, deniz biterdi.”

8. Tekvîn. "El- Bedi"  Benzersiz yaratan.

Bismillahirrahmanirrahim

بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ وَإِذَا قَضَىٰ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

BAKARA 117 : "Eşsiz benzersiz gökler ve yer yaratmayı tasarruf ettim, emrim yalnızca bir kez "ol" du,o da oldu."

 

Bismillahirrahmanirrahim

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

MELEKLERE IMAN

Kuran da meleklere iman etmenin farz olduğu belirtilen ayetler ile anlaşılmaktadır.

Bismillahirrahmanirrahim

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

BAKARA 285 : "Resulüm; Rabbinden gelene güvendi ve müminlerde O'na(sav) ve Rabbine güvendiler.O'nun meleklerine ve O'nun yazılarına ve O'nun peygamber'lerine; her birinin güveni Allah'tan.Bir de Peygamberleri arasında ayırım yapmayız duyduk ve boyun eğdik ve burada sırrımıza Affınla ulaştır dediler.”

Bismillahirrahmanirrahim

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَـكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَـئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

BAKARA 177 : "Allah için takva sadece kıbleye yönelmeniz değildir, Ancak takva kişi için; ölüm ve sorasına ve meleklerine ve Kur-an'a ve peygamberlerine Allah için güvenmesi, malını; sevmek yerine akrabalarına ve yetimlere ve kendini idare etmekten aciz olanlara, yaya yolculuk yaparken muhtaç kalmışlara ve boyundurukta olanların kurtulmaları için vermesidir ve onlar namaza devam edip ayakta tutan, zekatı veren, söz verirlerse sözlerinde duran, sıkıntı içinde sabırlı, zarar ettiklerinde güçlü olan, nefislerini terbiye eden sadıklardır."

Melekler nefsi ve iradesi olmayan yaradılış mahiyetlerini Allah ve Allah 'ın bildirdiklerinden başkasının bilemeyeceği, yaratılanların arasında şeref bakımından nefsini terbiye etmiş insan ve cinden sonra gelen yaratılmışlardır.

Bismillahirrahmanirrahim

 

وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلَائِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

 

NAHL 49 :"Allah'a göklerde ve yer içinde olanlar(her bir zerre),yürüyen mahluklar(hayvan vb) ve melekler kibirlenmeden çok secde ederler." ( Secde Ayeti : secde yapınız !)

Bismillahirrahmanirrahim

يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ

NAHL 50 : " Emredildikleri işleri Rab'den korkarak yerine getirirler."

 

Cin ve şeytan

Cin

Bismillahirrahmanirrahim

وَخَلَقَ الْجَانَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ

RAHMAN 15 : "Cann'ı ateşin dumansız alevinden yarattı"

Bismillahirrahmanirrahim

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

HICR 26 : "İnsanı nemli kilin çamurlu halinden, şekliyle yarattık".

Bismillahirrahmanirrahim

 

وَالْجَآنَّ خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ السَّمُومِ

HICR 27 : "Önceden de Cann'ı zehirli ateşten yarattık."

Sonuncu ayet cinin insandan önce yaratıldığını da göstermektedir.

Bismillahirrahmanirrahim

وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَىٰ تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

ZARIYAT 55-56:"Zikir ibadetini iman edenlere yaptırt, şüphesiz Bizi zikir fayda verir. Cinleri ve insanları Bana kulluk dan başka bir şey için yaratmadım."

 

Kur'an'da cinlerden bahseden, yirmi sekiz âyetten oluşan ve Cin sûresi diye bilinen bir sûre bulunmaktadır.

 

iblis

 

Bismillahirrahmanirrahim

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

BAKARA 34 : "Çok zeki ve kötü olana ( iblis ), Adem ile melekler gibi diz çök dedik, iblis, Adem (A.S.)'a dayılanıp kibirlenerek secde etti; kesinlikle kafirlerden idi."

Bismillahirrahmanirrahim

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاء مِن دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا

KEHF 50 : "Çok zeki ve kötü olana ( iblis ), Adem ile melekler gibi diz çök dedik, yalnızca İblis, nesli gibi mesele(emir) üzerinde fasıklıkla secde etti ve onlar sizin düşmanlarınızdır, onu (iblisi) ve neslini Bana karşı dost edinmeyin bu zalimliğin karşılığı ne kötüdür." ayetinden de açıkça anlaşılacağı gibi, aslında o bir cindir. Yaradılış gayesini bildiği için, ibadet ve taatlarını eksiksiz yaparak kendi nefsini terbiye etmeye çalışmış veAllah'ın izni ile halifelik makamına oturmuş, sonra da yukarıdaki ayetlerde anlatılan isyanı yüzünden konumunu yitirmiş ve lanetlenmiştir.

 

Bismillahirrahmanirrahim

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

KITAPLARA IMAN

Levh-i Mafhuz'a ve O'nda yazılanlara, peygamberlerden bazılarına indirilen kitaplara ve sayfalara ve içeriklerine Allah için güvenmektir.

Bismillahirrahmanirrahim

ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ

KALEM 1 :"Nun ve Kalem O'na( levhi mahfuz ) sıra sıra yazıyor"

 

Bismillahirrahmanirrahim

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ آمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِيَ أَنزَلَ مِن قَبْلُ وَمَن يَكْفُرْ بِاللّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلاَلاً بَعِيدًا

 

NİSA 136 :"Ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenlerin resule ve bu kitapta indirilenin üzerine resul ve kitap indirilmediğine güvenleri Allah'tan, meleklerine ve yazılı olanlara ve resullerine, ölüm  ve sonrasına inanmalarına karşılık Allah sapıklıktan uzak olmalarına yeterdir." buyurarak, kitaplara inanmanın bir iman esası olduğunu belirtmiştir.

Bizler bugün kitapların şu andaki şekillerine değil, Allah'tan gelen bozulmamış şekillerine inanmakla yükümlüyüz. İlâhî kitaplardan bir kısmı tamamen kaybolmuş, bugün için elimizde onlardan hiçbir şey kalmamıştır. Hz. İbrâhim'in sahifeleri böyledir. Tevrat,Zebur ve İncil ise zamanla insanların müdahaleleri sonucu değişikliğe ve bozulmaya uğramıştır. Allah'ın vahyettiği şekilde varlığını korumuş, hiçbir bozulma ve değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadar da bu özelliğini sürdürecek olan yegâne kitap Kur'ân-ı Kerîm'dir:

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

HİCR 9: "Şüphesiz Bizi zikri Biz indirdik ve şüphesiz O'nu her kötü şeyden koruyanız."ayetiyle Allah, Yarattığı her iyi şeyin koruyuculuğunu üstüne almıştır. insanlara Kur'an'ın ilâhî koruma altında bulunduğunu ve kıyamete kadar değişikliğe uğramadan kalacağını bildirmektedir. Kur'ân-ı Kerîm, kendinden önceki kitapları tasdik etmiş, fakat onların koymuş olduğu hükümleri ortadan kaldırarak yeni hükümler getirmiştir. (bk. İmrân 31; Nisâ 47; Mâide 15; En`âm 153; A`râf 3). Buna göre Ehl-i kitabın mümin diye nitelenebilmesi ve kurtuluşa erişebilmesi için Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'i ve Kur'an'ın hükümlerini gönülden benimsemesi gerekmektedir.

 

KUR'AN-I KERIM

Allahu Teala; Kur'an-ı Kerim'i en son, kamil bir şekilde insanların kamili son peygamber Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V) 'ya indirmiştir.

Kur'an-ı Kerim terim olarak şöyle tarif edilir: "Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'e indirilen, mushaflarda yazılı, Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'den bize kadar tevâtür yoluyla nakledilmiş, okunmasıyla ibadet edilen, insanlığın benzerini getirmekten âciz kaldığı ilâhî kelâmdır". Bu tarifte bazı hususlar göze çarpmaktadır: "Peygambere indirilen" derken Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V) kastedilmektedir. "Tevâtür yoluyla nakledilmiş olan" derken, her devirde yalan üzerine birleşmelerini aklın imkânsız gördüğü bir topluluk tarafından nakledildiği ve nesilden nesile böyle geçtiği için onun, Allah'a ait oluşunun kesinliği ifade edilmektedir. "Okunmasıyla ibadet edilen" derken de, okumanın ibadet olduğuna, namaz ibadetinde vahiy edilen metnin okunması gerektiğine ve Kur'antercümelerinin namazda okunmasının câiz ve geçerli olmadığına işaret edilmektedir.

Kur'an'ın İndirilişi

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْر *ِ وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ * لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ * تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ * سَلَامٌ هِيَ حَتَّىٰ مَطْلَعِ الْفَجْرِ

KADR 1 2 3 4 5 : "Şüphesiz Biz O'nu değerli gecenin içinde indirdik ve gecenin değerini Biz biliriz. Değerli gecenin ihsanları onun ayından fazladır ve her bir mesele için Rab'lerinden izinli olarak melekler görünmeden ruh ile inerler, tanyeri ağarıncaya kadar selamını dağıtırlar."
 

Kur'ân-ı Kerîm, Allah Teâlâ'dan Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V) Cebrâilaracılığıyla ve vahiy yoluyla indirilmiştir. Kolayca ezberlenebilmesi, kısa zamanda etrafa yayılması, mânasının kolaylıkla anlaşılması, zihinlerde ve akıllarda derece derece bir gelişme ve alıştırma sağlaması, inançların ve değer yargılarının yavaş yavaş güçlenip kökleşmesi vb. sebeplerle, o bir defada toptan indirilmemiş, yaklaşık 23 senede, bölümler halinde indirilmiştir.Allah Kur'an'ın bir defada toptan indirilmeyişinin sebebini şöyle açıklamaktadır:Bismillahirrahmanirrahim

وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلًا

FURKAN 32 : "O; ummanın hayrını anlamaları için damla damla vakfetti kalbine, kafirler; O'ndan geliyorsa bir defa da toplu olarak gelmeliydi diye inkar ederler."

 

Kur'an'ın İçeriği

 EL-HADI ( mürşid ) Celle Celalühü

Kuran yaratılışımızdan başlayıp son buluşumuza (ölümümüze) kadar geçen sureyi yalnızca Allah 'a ulaşmamız için harcamamız gerekliliğini kuralları ile bildiren, bildirilenin yapılmasıyla O'nun anlaşılmasını sağlayan, Allah 'a ait sözlerdir.

Günümüzde kurandan başka bir kitaba inanarak Allah'a iman ve ibadet etmek olmaz. Nedenleri aşağıda açıkça belirtilmiştir.

INCIL

Allah , sadece Kur'an'a inanmamızı ve onunla amel etmemizi emretmektedir. Ne yazık ki indirilen İncil tahrif edilmiş ve insanlar tarafından yeniden yazılmıştır. İçindekiler Allah'ın değil insanların sözleridir. Islama göre biz sadece Allah'ın indirdiği kitaplara inanmakla zorunluyuz.

 

Bismillahirrahmanirrahim

وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِم بِعَيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَآتَيْنَاهُ الإِنجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

MAIDE 46 : " Ondan öncekilerin vazifesiyle vazifelendirdiğimiz Meryem oğlu İsa'yı, kavminin elindeki Tevrat'ın kalanını doğrulayan ve kavminin elindeki Tevrat'ın kalanıyla vaaz verip hidayete ermiş içlerinde Allah korkusu olanlara hidayet Nur'unu(S.a.v.) haber veren İncil (müjde) ile Biz gönderdik."

 

TEVRAT

Allah , sadece Kur'an'a inanmamızı ve onunla amel etmemizi emretmektedir. Ne yazık ki indirilen Tevrat tahrif edilmiş ve insanlar tarafından yeniden yazılmıştır. İçindekilerAllah'ın değil insanların sözleridir. Islama göre biz sadece Allah'ın indirdiği kitaplara inanmakla zorunluyuz.

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّا أَنزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُواْ لِلَّذِينَ هَادُواْ وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُواْ مِن كِتَابِ اللّهِ وَكَانُواْ عَلَيْهِ شُهَدَاء فَلاَ تَخْشَوُاْ النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلاً وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

MAIDE 44 :"Şüphesiz Tevrat’ı içinde hidayet Nuru (S.A.V.) ile biz gönderdik. Kendilerini Rabb’e adamış olanlar ve Allah’ın kitabındaki bilgileri muhafaza eden alimler dahil Yahudiler den kim; O’nun (Tevrat) hükümleriyle yaşayan peygamberlere teslim olursa kurtuluşa erer. Öyleyse ifsat eden insanlar arasında ve ıssız yerlerde vakarlı, halim ve heybetli duranlar Allah-u Teala (C.C.)’ün rızasına erenlerdir. Ayetlerimi az bir değere satanlar ve Allah (C.C.)’ün indirdiği hükümle yaşamayanlar; işte bunlar Kafirlerdir!"

 

ZEBUR

Bismillahirrahmanirrahim

وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا

ISRA 55 :"Göklerde ve yer içindekiler bilsin; Rabbin Davut'a Zebur'u vererek bazı peygamberler üstüne itibarlı kıldı"

Suhuf

Hz. Âdem'e 10 sayfa, Hz. Şît'e 50 sayfa, Hz. İdrîs'e 30 sayfa, Hz. İbrâhim'e 10 sayfa Bugün bu sayfalardan elimizde hiçbir şey yoktur.

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّ هَٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولَىٰ

A'LA 18 : "Muhakkak önceki sayfalarda bu ilk husustu"

Bismillahirrahmanirrahim

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

PEYGAMBERLERE İMAN

Kuran da peygamberlere iman etmenin farz olduğu belirtilen ayetler ile anlaşılmaktadır.

Bismillahirrahmanirrahim

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ

BAKARA 285 : "Resulüm; Rabbinden gelene güvendi ve müminlerde O'na(sav) ve Rabbine güvendiler.O'nun meleklerine ve O'nun yazılarına ve O'nun peygamber'lerine; her birinin güveni Allah'tan.Bir de Peygamberleri arasında ayırım yapmayız duyduk ve boyun eğdik ve burada sırrımıza Affınla ulaştır dediler.” Bu sebeple peygamberlerin bir kısmına inanıp, diğerlerini tasdik etmemek küfür sayılmıştır:

Bismillahirrahmanirrahim

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُواْ بَيْنَ اللّهِ وَرُسُلِهِ وَيقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُواْ بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلاً

NİSA 150: " Muhakkak Allah'ın peygamberlerini inkar edenlerin istedikleri; bazısına inanıp bazısının da aciz olduğunu söyleyip, Allah'ın Resulleri arasında ayırım yapmak böylece yolda gidenler arasından istediklerini alıkoymak."

Bismillahirrahmanirrahim

أُوْلَـئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا

NİSA 151: "Doğrusu bunlar kafirlerdir ve biz kafirler için aşağılayıcı bir azap hazırladık."

Kur'an-ı Kerim 'de de bildirildiği gibi, peygamberlik Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V) ile son bulmuştur:

Bismillahirrahmanirrahim

مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا

AHZAB 40 : "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resülü ve nebilerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. "Artık ondan sonra peygamber gelmeyecektir. Onun getirdiği mesaj da kıyamete kadar sürecektir. Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'den sonra yeni bir peygamber geleceği, onun da yeni bir kitap getireceği konusunda ortaya atılan iddialar, Kur'an'ın bu apaçık hükmünü, Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'in "hatemü 'n-nebiyyîn"(peygamberlerin sonuncusu) olduğu inancını inkârdan başka bir şey değildir.

 

 

Peygamberlerin Sıfatları

İnsanlara insan peygamberler gönderilmiştir ve biz diğer insanlardan aşağıdaki sıfatları ile ayrılmaktadırlar:

 

1. Sıdk. Doğru sözlüdürler

2. Emanet. Emindirler.

3. İsmet. Allah'ın korumasıyla günahtan masumdurlar.

4. Fetanet. Kavrayışlarıyla üstün anlayışlıdırlar.

5. Bildirmek. Allah'ın bildirdiklerini bildirirler.

 

Kur'an'da Adı Geçen Peygamberler

İlk peygamber Hz. Âdem'den son peygamber Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'e kadar pek çok peygamber gelip geçmiştir. Gönderilen peygamberlerin sayısı konusunda Kuran'da herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bir hadiste peygamberlerin sayısının 124.000 olduğu, bunlardan 315'ini resullerin teşkil ettiği haber verilmektedir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 266). Fakat bir âyette

Bismillahirrahmanirrahim

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِّن قَبْلِكَ مِنْهُم مَّن قَصَصْنَا عَلَيْكَ وَمِنْهُم مَّن لَّمْ نَقْصُصْ عَلَيْكَ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَنْ يَأْتِيَ بِآيَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ فَإِذَا جَاء أَمْرُ اللَّهِ قُضِيَ بِالْحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْمُبْطِلُونَ

MUMIN 78 : "Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere seni hikaye ettik, bazısına da hikaye etmedik, Allah'ın ayetleri resulü için değil; Allah'ın izniyle gelir. Allah'ın emri geldiğinde hırslarından doğruyu batıl görüp hüsrana uğradılar." buyrulması göz önünde bulundurulursa peygamberlerin sayısı ile ilgili bir rakam belirlemeksizin "Hz. Âdem'den Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V)'e kadar gönderilmiş olan peygamberlerin hepsine inandım, hepsinin hak ve gerçek olduklarını kabul ettim" demek daha uygundur. Kur'an'da adı geçen peygamberler şunlardır: Âdem, İdrîs, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrâhim, İsmâil, İshâk, Ya`kub, Yûsuf, Şuayb, Hârûn, Mûsâ, Dâvûd, Süleymân, Eyyûb, Zülkifl, Yûnus, İlyâs, Elyesa`, Zekeriyyâ, Yahyâ, Îsâ, Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa (S.A.V). Bunlardan başka Kur'an'da üç isim daha zikredilmiştir. Fakat onların peygamber mi, velî mi oldukları konusunda fikir ayrılığı vardır. Bunlar Üzeyir, Lokmân veZülkarneyn'dir.

 

f) Peygamberlik ve Vahiy

Bismillahirrahmanirrahim

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاء إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ

 

ŞURA 51 : "İnsanın Allah ile konuşması olmadı Allah sadece vahiy ile veya perde ardında edeple duran ile veya gönderdiği elçi ile veya yetki verdiklerinden istediğine ilham ederek konuşur.O Yüksektir Hükmün sahibidir. "

 

Bismillahirrahmanirrahim

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

ÖLÜM VE SONRASINA İMAN

Nasrettin hocanın karısı:
- Hoca git bizim komşudan kazanlarını iste yemek yapacağım.

Nasrettin Hoca, gider komşudan kazanı ister.Sonra kazanı alıp karısına verir.
Aradan bir ay geçer Nasrettin Hoca'nın komşusu
kazanı istemeye gelir.
Nasrettin Hoca; 

- Bekle getireyim der.

Kazanı getirir içinde bir tanede küçük kazan çıkar.

Nasrettin Hoca'nın komşusu;
- Hocam bu kazanın içindeki ne diye sorar?


Hoca;
- Hayırlı olsun senin kazan doğurdu.

Nasrettin Hoca'nın komşusu kazanları alır götürür.
Aradan altı ay geçer, 

Nasrettin Hoca'nın karısı 
- Git komşudan kazanı iste yemek yapacağım.

Hoca gider kazanı ister komşusu verir.
Nasrettin Hoca kazanı karısına verir.
Aradan bir ay geçer komşu kazanı ister.

Nasrettin Hoca;
- Allah Rahmet eylesin kazanın öldü.

Nasrettin hocanın komşusu;
- Hoca o kazan nasıl ölür?

Nasrettin Hoca;

- Doğurduğuna inanıyorsun da öldüğüne niye inanamıyorsun! der.

....

Nasrettin hocaya sormuşlar: 
- Hocam kıyamet ne zaman kopacak? 
- Hangisi? Büyük kıyamet mi, küçük kıyamet mi? 
- Hocam kıyametin küçüğü büyüğü olur mu? 
- Olur!.. Karım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopar!..

YARATILIŞ ( Hz. Adem'in Yaratılışı ):

 

Bismillahirrahmanirrahim

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ

وَالْجَانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ

فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِين

فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَىٰ أَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينََ

HICR 26-27-28-29-30-31 : " İnsanı nemli kilin çamurlu halinden, şekliyle yarattık. "Önceden de Cann'ı zehirli ateşten yarattık." Melekler için söylemişti Rabbin ( Terbiye Edenin ) şüphesiz Ben nemli kilin çamurlu halinden, şekliyle yaratacağım insanın dış yüzeyini ( derisini ).  Sonra onu denkliğe eriştirmemle beraber ruha aitten onda oluncaya değin üfleyeceğim. Anlayış sahibi sayılı ve büyükler din ( Allah'ın teklif ettiği hak ve hakikat kanunlarının toplamı ) libasını giyenle beraber secdedeydi. O meleklere, itimat ettikleri malum oldu;  zaafı birikmiş inkarcı iblis, tiksindi; din libasını giyenle beraber var olmaya.

Hadisi Buharı, Ki tabu Bedi'1-Halk, C.4, s.l31'de 'Adem'in Yaratılışı' babında rivayet etmiştir.

Abdullah ibnu Muhammed, Abdurrezzak'tan, o Ma'mer'den, o Hemmam' dan, o da Ebu Hureyre Radıyallahü Anh'den 
Resulul-lah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Allah, Adem'i boyu altmış zira olarak yarattı. Sonra: "Git, meleklerden şunlara selam ver, onların da sana nasıl selam vereceklerini dinle, bu senin ve zürriyetinin selamı olacak' diye buyurdu. Adem gitti: 'es-Selamu Aleykum' dedi. Onlar da: 'es-Selamü aleyke ve rahmetu'llah' diye karşılık verdiler, "ve rahme tu'İlah" ibare sini ilave ettiler. Cennete girecek her kişi Adem'in şekli üzere ola caktır. Yaratıklar şimdiye kadar giderek hep küçülmüşlerdir.

 

Havva'nın yaratılışı:

Bismillahirrahmanirrahim

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

NISA 1 :"Ey insan, ne vakit takva (bütün günahlardan kendini korumak) sahibi olacaksın Rabbine (terbiye edenine)!. Kemal (bütün güzel sıfatlarla vasıflanmak) yaratmanın sahibi, sayıca tek Nefs ve bundan onun eşini ve onlardan çeşitli erkekler ve kadınlar yarattı ve neşretti (haberini yaydı). Takva sahibi olan, Allah'a (ibadet edilen) erhamdan (rahimden) soru sormaz. Şüphesiz Allah (ibadet edilen) dengi olmayandır."

Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: "Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır."

Hz. Ebû Hüreyre'nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:

"
Allah
'a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz"

DOĞUM

İbni Mes'ud radıyallahu anh dedi ki :

Bize, doğru söyleyen, doğruluğu tasdik ve kabul edilmiş olan Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem haber verdi ve şöyle buyurdu : 

"Sizden birinizin yaratılışının başlangıcı, annesinin karnında kırk günde derlenir toplanır. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde pıhtı haline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir parça et olur. Daha sonra Allah bir melek gönderir ve melek, ona ruh üfler. Bu melek dört şeyle; anne rahmindeki canlının rızkını, ecelini, amelini, iyi biri mi, yoksa kötü biri mi olacağını yazmakla emrolunur."

 

ÖLÜM

Bismillahirrahmanirrahim

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

ANKEBUT 57 : "Her bir nefis ölümü tadar sonra bizden size iade edilir."


Yaratılmış; ruh, melek, insan, cin, nefis, dünya gibi her şey ölecektir. İnsanlar için ölmek kıyamet demektir. Kişinin nefsi için ölmeden önce ölmek büyük terbiyedir.

Ala Resulüna Muhammedin Salavat: "Allah'umme salli ala seyyidina Muhammed in ve ala ali seyyidina Muhammed." Söyledi ki;

"Ölümü çok zikredin. Zira bu, insanı dünyadan çeker ve günahlardan sıyırır. Ölüm kıyamettir, ölüm kıyamettir."Ravi: Hz. Enes (r.a.)
 

 

Kabir Hayatı (Berzah)

Hz. İmam Ali (K.V)'den nakledilen uzunca bir hadiste Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa S.A.V. berzah alemi hakkında şöyle buyurmuştur:

Ala Resulüna Muhammedin Salavat: "Allah'umme salli ala seyyidina Muhammed in ve ala ali seyyidina Muhammed."

"İnsan ömrünün son günü ve ahiret hayatının ilk günü yetiştiğinde, kişi ihtizar halinde iken, o kimsenin malı, evlatları ve ameli tecessüm bularak gözünün önüne gelir. İhtizar halinde olan bu şahıs malına dönerek: "ALLAH C.C.'a yemin olsun ki, seni kazanmak için çok çaba sarf ettim; şimdi söyle senden bana ne hayır vardır" der. Mal cevabında: "Kefenini benden al ve git" der. Sonra evlatlarına dönerek: "ALLAH C.C.'a yemin olsun ki, sizin seveniniz ve koruyanınız idim; şimdi söyleyin bakayım bana ne hayrınız olacak" der. Onlar: "Biz seni mezara kadar uğurlar ve gömeriz" derler. Sonra ameline dönerek: "ALLAH C.C.'a yemin olsun ki, senden yüz çevirirdim, sen bana çok yorucu ve ağır gelirdin. Şimdi senden bana gelecek hayır nedir?" diye sorar. Amel onun cevabında: "Sen ve ben Rabbi'ne sunuluncaya kadar, kabirde ve kıyamet gününde seninle arkadaş olup yanında bulunacağım" der.

Eğer dünyadan göçen insan, ALLAH C.C.'ın dostlarından olur ise, ameli onun yanına, en güzel kıyafette olan güzel yüzlü, güzel kokulu bir insan şeklinde gelerek: "Seni bütün üzüntü ve tehlikelerden kurtulmak ve cennet nimetleriyle müjdeliyorum. Hoş sefa geldin" der. 

İhtizar halindeki o kişi ona: "Sen kimsin?" diye sorar. O, cevabında: "Ben senin güzel ve salih amellerinim" der. 

Sonra böylece o insan dünyadan cennete göçer. O, kendine gusül vereni tanır ve acele etmesi için ona yemin verir. 

O cenaze mezara gömüldüğü zaman, onun yanına iki melek gelir. Onlar kabir melekleridir. Tüyleri yerde sürünür ayakları ise yere gömülür, sesleri şimşeğin sesi gibi korkunç, gözleri ise, yıldırımdan çıkan ışık gibidir. Ondan "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir?" diye sorarlar. O, cevaplarında: "Rabbim ALLAH, Peygamberim Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa S.A.V. ve dinim İslam'dır" der.

Bunun üzerine, o melekler ona dua ederek, ALLAH C.C.'tan onu sevdiği ve istediği şeyler üzere sabit kılmasını isterler.*

Sonra, o kimsenin kabrini göz alabildiğine genişletir ve onun için cennetten bir kapı açarlar ve ona: "Rahat bir şekilde, bir gencin bol nimet içerisinde uyuduğu gibi uyu" derler. İşte bu, ALLAH C.C.'ün şu va'didir: "O gün cennettekilerin kalacakları yer çok huzurlu ve dinlenecekleri yer pek güzeldir." *

Ama eğer ölen kimse, ALLAH'ın düşmanı olur ise, ameli onun yanına en kötü kokular içerisindeALLAH C.C.'ün en çirkin bir yaratığı kılığında gelir ve: "Seni cehennem ateşiyle müjdelerim" der. 

O adam da ona gusül verenleri tanır. Ancak onu mezara götürenlere onu geciktirmeleri için yemin vermeye başlar. 

Sonra o adam kabre bırakılınca, kabir melekleri gelerek onun kefenini açarlar ve ona: "Rabbin kim? Peygamberin kim? Dinin nedir?" sorularını yöneltirler. O, cevaplarında "Bilmiyorum" der. Bunun üzerine melekler ona: "Öğrenmedin ve hidayet olmadın ha!" diye hitap ederler ve demir bir topuzla ona öyle bir şekilde vururlar ki, yeryüzünde cinler ve insanlar dışındaki bütün canlılar bundan korkar. 

Sonra onun yüzüne ateşten bir kapı açarlar ve ona "En kötü bir şekilde uyu" derler. O, öyle bir darlık içine düşer ki, kabrinin onu sıkması sonucu, o bir mızrak ve mızrak ucu gibi erir ve incelir. Bu sıkma sonucu beyni kulak ve tırnak kısmından dışarı fışkırır. 

Sonra ALLAH C.C. yerdeki yılan, akrep ve haşereleri ona musallat eder. Kıyamet kopuncaya kadar bedenini ısırıp kopararak ona azap ederler. Bu dönem o kadar zorlu bir dönem olur ki, kıyametin bir an önce koparak, bu zorluktan kurtulmasını arzu eder."

 

KIYAMET

Bismillahirrahmanirrahim

فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللَّهِ ۖ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ

RUM 43 : "Sen( S.A.V.) yüzünü fenalaştırma dini birleştireceksin , o kaçınılmaz gün (kıyamet)ileride; Allah onun(kıyamet) için engelin kalkmasına o gün müsaade edecek. "

Bismillahirrahmanirrahim

 الْحَاقَّة   * مَا الْحَاقَّةُ   * وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحَاقَّةُ  * كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ  * فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ  * وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَة  * سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ  سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ

  فَهَلْ تَرَىٰ لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ  * وَجَاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِ   * فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَابِيَةً   * إِنَّا لَمَّا طَغَى الْمَاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِ  * لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَا أُذُنٌ وَاعِيَةٌ

 فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ  * وَحُمِلَتِ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً   * فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ   * وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ

 * وَالْمَلَكُ عَلَىٰ أَرْجَائِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ  * يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنْكُمْ خَافِيَةٌ

HAKKA 1-18 : " Gerçek ; nedir gerçek! Sana bildirdiğimizdir gerçek; semud ve ad yalanladı gelecek belayı sonra semud’a aniden alıştıkları ses ile geldi ve sonra ad’a aniden alıştıkları fırtınanın şiddetli ve güçlü rüzgarı ile sekiz gün yedi gece boyunca geldi. Kötülüğe ve şerre koşan kavmin sonu; yere serilmiş hurma ağacı gibidir, harabelerinden bir şey görmüyormusun!

Şuurlu Yetkili’ye ( Nuh AS ) bildiğini yapmasını hatırlattık, su galip olduğu vakit tepeden aldık, gemi içinde taşıdık. Geçmişte de  firavun’u günahta ve peygambere isyanda yakalayıverdi Rabbin.

O gün engelin kalkmasına müsaade ettiğimizde olay gerçekleşir; artık üflenir Sur bir kez; yankısından yer yüzü ve dağlar tek bir çarpışma ile ufalanır ve gökyüzü çatlar. Engelin kalkmasına müsaade edileceği gün o ( dünya ) değersizdir ve sürekli yaptığı iş üzerinde yönlere savrulur ve Rabbinin Arşı onları ( dünyadan kalan zerreleri) taşır. Engelin kalkmasına müsaade edileceği gün sekiz kanala ( Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa SAV, İsa AS, Musa AS, Davud AS, İbrahim AS, İdris AS, Şit AS, Adem AS ) arayıp bulandan başkası atılmaz. 

 

Bismillahirrahmanirrahim


وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ

ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ

يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِّنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّه

İNFİTAR 17-18-19 : " Bununla beraber anladığın şey nedir ceza(din) gününden! Evet nedir ceza (din) gününden anladığın şey? Nefsinin dilemesinden ötürü o gün nefsin mutasarrıf değildir. Engelin kalkmasına müsaade edileceği günün yüksek emri Allah'ın.

 

KIYAMETE DOĞRU İNSANLARIN HALLERİ
a) İnsanların bina yapmakta birbiriyle yarışmaları (Buhârî, Fiten, 25; bk. Tecrid-i Sarih Terc; 1/58).
b) İnsanların ölümü temenni etmeleri (Buharî, Fifen, 25; Müslim, Fiten, 53–54)
c) Câriyenin efendisini doğurması (Müslim, İmân, 1).
d) Hicaz'da bir ateşin çıkarak Busra'da (Şam yakınlarında bir yer) develerin ayaklarını aydınlatması (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 42).
e) Fırat nehrinin sularının çekilerek, nehir yatağından hazine çıkması (Müslim, Fiten, 29–31).
f) İkisi de hak iddiasında bulunan iki büyük İslâm ordusunun birbiriyle savaşması (Buharı, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 17).
g) İslâmî ilimlerin ortadan kalkması, cehaletin artması (Buhârî, Fiten, 4).
h) Depremlerin çoğalması (Buhârî, Fiten, 25).
ı) Zamanın yaklaşması, gece ile gündüzün eşit olması (Buhârî, Fiten, 25).
i) Cinâyetlerin çoğalması, fitnelerin zuhur etmesi (Buhârî, Fiten, 4; Müslim, Fiten, 18).
j) Yahudilerle Müslümanların savaşmaları, Müslümanların Yahudileri öldürmesi (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VIII, 341; Müslim, Fiten, 79–82).
k) Zinanın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması, kadınların çoğalıp erkeklerin azalması (el-Ali en-Nâsif Tac, 5/335).
l) Kahtân'dan bir kişinin çıkarak, insanları asası ile sevketmesi Buhârî, Fiten, 23).
Kıyâmetin büyük alâmetleri ise şu hadis-i şerifte toplu olarak zikredilir: Huzeyfetu'l-Gifarı (r.a)'den rivayet edilmiştir: Biz bir gün kendi aramızda konuşurken, Hazreti Peygamber yanımıza çıkageldi. Bize "Ne konuşuyorsunuz?" dedi. Biz de "Kıyamet gününden konuşuyoruz" diye cevap verdik. Hazreti Peygamber" Şüphesiz on alâmet görülmedikçe kıyamet kopmayacaktır" dedi ve "Deccal’ı, dumanı(duhan), Dâbbetü'l-arz'ı, güneşin batıdan doğmasını, İsa (a.s.)'ın yere inmesini, Ye'cûc ve Me'cuc'u, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer çöküntüsünü, son olarak da Yemen'den çıkarak insanları Mahşere sürecek ateşin vuku bulacağını söyledi" (Müslim, Fiten, 39).

Kıyametin Büyük Alametleri
 

1. Doğuda yer çöküntüsünün meydana gelmesi de Kıyâmet'in büyük alametlerindendir (Müslim, Fiten, 39)

 

2. Batıda yer çöküntüsünün meydana gelmesi de Kıyâmet'in büyük alametlerindendir (Müslim, Fiten, 39)

 

3. Arap Yarımadasında yer çöküntüsünün meydana gelmesi de Kıyâmet'in büyük alametlerindendir (Müslim, Fiten, 39).

 

4. Deccal'in ortaya çıkışı:  Deccal'in sağ gözünün kör olduğu, iki gözünün arasında "kâfir" yazdığı, çocuğunun olmadığı, Medine'ye ve Mekke'ye giremeyeceği, istidrac ( Kerameti Kudreti ilahiden değil, kendinden saymaktır. ) göstereceği, daha sonra da yine kıyâmetin büyük alametlerinden olan Hz. İsa'nın yeryüzüne inmesiyle onun tarafından öldürüleceği sahih hadislerde belirtilmiştir (Buhârı, Fiten, 26; Müslim, Fiten, 37, 39, 40, 91, 101, 110, 112). Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur."
 

Şâbi'nin, Fatıma Bintu Kays radıyallahu anhâ'dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Temimu'd-Dâri hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve müslüman oldu. O, benim Mesih Deccâl'den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre, Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve Cüzâm kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın:)


"Sen necisin, neyin nesisin?" dediler. O cevap verdi:

"Ben cessâseyim!"

"Cessase nedir?" denildi.

"Ey cemaat! Şu mannastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberinize müştaktır!" dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı.

"Vah sana! Kimsin sen?" dedik.

"Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin!" dedi. Arkadaşlarım:

"Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. "Vah sana, nesin sen" dedik.

"Ben cessâseyim!" dedi. Biz: "Cessase de ne?" dedik.

"Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır!" dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk" dedik. Adam:

"Bana Beysân hurmalığından haber verin!" dedi. Biz:

"Onun neyinden haber soruyorsun?" dedik.

"Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?" dedi.

"Evet!" dedik.

"Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır!" dedi.

"Bana Taberiye gölünden haber verin!" dedi.

"Onun nesinden haber istiyorsun?" dedik.

"Onun suyunun çekilmesi yakındır!" dedi.

"Bana Zuğer gözesinden haber verin!" dedi.

"Sen onun neyinden haber istiyorsun?" dedik.

"Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?" dedi.

"Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!" dedik.

"Ümmilerin peygamberinden bana haber verin? O ne yaptı?" dedi.

"O Mekke'den çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) yerleşti" dedik.

"Araplar O'nunla mukâtele etti mi?" dedi. Biz:

"Evet!" dedik.

"Onlara karşı ne yaptı?" dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettiklerini haber verdik. (O da bize:)

"Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccâl'im. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur!" dedi." Sonra 
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çubuğuyla minbere dürterek:

"Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Ben bunu size anlattım değil mi?" buyurdular. Halk da: "Evet!" diye karşılık verdi. bunun üzerine 
Aleyhissalâtu vesselâm:

"
Temimi'd-Dâri'nin rivayetinin benim size ondan (Mesih Deccâl'dan) Mekke ve Medine'den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir!" buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti."

Müslim, Fiten 119, (2942); Ebu Davud, Melahim 15, (4325, 4326); Tirmizi, Fiten 66, (2254).
 

5. Hazreti İsa (a.s)'ın inmesi, Hz. Mehdi'nin çıkması:

Bismillahirrahmanirrahim

وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ ۚ هَٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ ۖ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

وَلَمَّا جَاءَ عِيسَىٰ بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي تَخْتَلِفُونَ فِيهِ ۖ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

إِنَّ اللَّهَ هُوَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ ۚ هَٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

ZUHRUF 61 62 63 64 : " Ve şüphesiz O ( İsa ) bilinen saattedir, onda şüphe etmeyin. O'na tabi olun bu peygamberler ve salihler yoludur ve sakın sizi engellemesin hakir şeytan, muhakkak o size düşmanlığını ilan etmiştir ve o zaman ( Kıyamette ) İsa delillerle geldiğinde der "size hikmetli ve gün gibi açık delille gelmiştim de ; sizin bir kısmınız, çapulculuk etmişti hakkımda. Öyleyse Allah ' a takva için bana tabi olun. Şüphesiz! ibadet edilen O, beni ve sizi terbiye edendir. O'na ( Allah'a ) ibadet peygamberlerin ve salihlerin yoludur".

Dünyanın ömründen sadece bir gün kalsa bile, Allah (c.c.) benim Ehl-i Beyt'imden bir adam (Hz. Mehdi'yi) gönderecektir. O dünyayı, (daha önce) zulümle olduğu gibi, Adaletle dolduracaktır. (Sünen-i Ebu Davud, Cilt No.14, Sayfa No. 402, 4283)

6. Ya ecüc ve Ma ecüc:

Ya ecüc: Heva ; istek, herhangi birşeye düşkünlük,nefsin hoşuna giden gelip geçici istek, nefsin zararlı ve günah arzuları. 
 

Ma ecüc: Nefsi Emmare; insanın kendisi çeşitli safhaları vardır emmare nefs en aşağı nefs; o kadar ki bu nefse sahip olan kişi hayvandan düşük olmaktadır.
 

Bismillahirrahmanirrahim

 

فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِ وَإِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ

وَحَرَامٌ عَلَىٰ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

حَتَّىٰ إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ

وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَإِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ أَبْصَارُ الَّذِينَ كَفَرُوا يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَٰذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ

 

ENBIYA 94-95-96-97 : " O halde kişi nefsinin tezkiyesine çalışsın ve O (Allah) müminlerin çabalarına nankörlük etmez ve muhakkak onu ( çabayı) yazdırır. Haram üzerinde köy halkını helak ettik; muhakkak onlar (haramdan) dönemediler bile birdenbire ele geçirinceye değin ya ecüc ve ma ecüc ( heva ve nefis ) her birine vehm ( belli belirsiz şüphe veya korku) verdi. Nesline şefaat etmen,zamanı Terbiye Edenin vaadidir;gerçektir. Sonra bu varlığı şahsında gördüklerinde kafirler; vay halimize (Allah'ı) inkar eden gafletin içinde olduk bunu biz yaptık kesinlikle zalimlerdeniz. "
 

7. Dabbetü'l-arz'ın çıkışı:

Bismillahirrahmanirrahim

 

وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِّنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ

NEML 82: " Debelenen yeryüzünden, üzerlerine taştan sözler attırdığımızda; kelimeleri "muhakkak insanlar ayetlerimize inanmadılar" olur. "
 

Hz. Peygamber; "Çıkacak olan kıyâmet alametlerinden ilki, güneşin batı tarafından doğması ile, bir kuşluk vakti insanlara karşı bir dâbbenin (arzdan) zuhurudur. Bu iki alametten biri, arkadaşından evvel olur. Akabinde diğeri de onun izi üzerinde yakın olarak meydana gelir" demiştir.

 

8. Güneşin Batıdan doğması:

Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre (ra)’dan Resulullah (sav)’in şöyle dediğini rivâyet etmektedir: “Güneş batıdan doğmadan kıyamet kopmaz. İşte o zaman bu olayı gören insanların hepsi iman ederler. Ancak, önceden iman etmemiş yada imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık bu imanın bir faydası olmaz.”


9. Duhan'ın çıkışı: Duman anlamına gelen duhan da kıyâmetin büyük alametlerinden biridir (Müslim, Fiten, 39). Kıyâmetin vukuundan önce dünyayı bir duman bulutu kaplayarak, kırk gün ve kırk gece kalacak, mü'minler nezleye tutulmuş gibi, kâfirler ise sarhoş gibi olacaklardır.

Bismillahirrahmanirrahim

فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ

يَغْشَى النَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ

DUHAN 10-11: "Olgun ve ağırbaşlı olarak şiddetli açlık ve kuraklık geldiğinde, semayı seyret.
Bu azapların acısından insanlar kendilerinden geçip aklını yitirir."


10. Yemen'den çıkacak olan büyük bir ateşin insanları önüne katarak sürmesi(Müslim, Fiten, 39).
Hz. Peygamber (s.a.s), Kıyâmetin kötü insanlar ve kâfirler üzerine kopacağını bildirmiştir. Bu hadislere göre Kıyâmet kopmadan önce mü'minlerin ruhları alınacak ve onların âhirete göçmeleri sağlanacaktır (Buhari, Fiten, 5; Müslim, imare, 53).

 

HAŞR

Bismillahirrahmanirrahim

رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا

وَيَقُولُ الْإِنسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا

أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا

فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا

MERYEM 65-66-67-68 : " Göklerle beraber yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi (terbiye edeni) dir. ibadetinden dolayı herşeyi gerektiği gibi bilen, sağlam takvalı olduğu halde O'na kulluğa devam eder.bunun insanın anlaşmasının (sözünün) adı olduğunu biliyor muydun? Allah korkusu ile günahtan kaçınıp dost kokusuyla deprenip birdenbire harekete gelmedi mi? Şüphesiz biz yaratacağımızdan önce de bir şey değilken de insanın dostluğunu zikretmedik mi? Sonra Rabbine andolsun aç gözlü haris şeytanlarla beraber haşretmeyeceğiz (toplamayacağız).sonra oturtmayacağız aç gözlü harisleri cehennemde taş yığınına döndüreceğiz. "

 

Bismillahirrahmanirrahim

وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ

HICR 25: " Ve O Rabbin, muhakkak haşredecek ( kıyametten sonra ölülerin diriltilip toplanması ) onları, muhakkak O Hükmün Sahibi'dir, bilendir. "

 

Bismillahirrahmanirrahim

وَمَن يَهْدِ اللّهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَاء مِن دُونِهِ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا مَّأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَعِيرًا

İSRA 97 : "Ve kim ki mürşidi Allah, O'nunla hidayete ermiştir. Kim ki sapmıştır (Allah'a isyan etmiştir); ciddiyetle çalışamaz, dostlarımdan başkası ile yüzleri üzerinde,körlerle (yaşarken kalp gözü ile görmeyenler), dilsizlerle ( yaşarken kalp dili ile zikretmeyenler), sağırlarla (yaşarken kalp kulağı ile duymayanlar) kıyamet günüyle beraber toplarız. Mekanları cehennemdir.  onlara her vuruşun bittiğini sandıklarında; ateşli alevin (cehennemin 2 . katı), şiddetiyle beraber vururuz.

Ebû Hureyre (r.a)'nin naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdular: "Ben kıyamet günü insanların Seyyidiyim. Neden Seyyid olduğumu biliyor musunuz? Allah, öncekileri ve sonrakileri, bütün insanları, çağıranın kendilerine sesini duyurabileceği, gözün görebileceği tek bir geniş alanda toplar. Güneş yaklaşır. Taşıyıp takat getiremeyecekleri şekilde insanları gam ve keder kaplar. (Amellerinin durumuna göre çeşitli seviyede ter içinde kalırlar. Ter bazılarının kulak ortalarına kadar ulaşır) Bunun üzerine insanlar: Başımıza gelenleri görmüyor musunuz? Rabbimiz katında size şefaatçi olarak birine bakmaz mısınız? derler. Bunun üzerine insanlardan bir kısmı diğerlerine: Âdem'e gitmelisiniz. der. Hemen Adem'e giderler. Hz. Adem'in vasıflarını sayarak ona hallerini arzederler. Hz. Adem de bazı özel durumları zikrederek onlara Hz. Nuh'a gitmelerini söyler. İnsanlar aynı taleplerle Hz. Nuh'a, Hz. İbrahim'e, Hz. Mûsa'ya, Hz. İsa'ya giderler. Bu peygamberler kendilerine özel mazeretler ileri sürerek şefaatçi olamayacaklarını söylerler. Mahşerde iyice bunalan insanlar neticede Hz. Muhammed (s.a.v)'e gelirler ve: "Ey Muhammed sen Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncususun, senin gelmiş geçmiş günahların bağışlandı. Bizim için Rabbinden şefaat dile, bulunduğumuz sıkıntılı hali görmez misin?" derler. Ben de kalkıp Arşın altına gelerek yüce Rabbime secdeye kapanırım. Sonra Allah benden önce hiç kimseye nasip etmediği, kendisinin nasıl övülüp medhedileceğine dair sözleri bana ilham eder. Ben de bu övgü cümleleriyle Rabbimi överim, onun için secdeye kapanırım. Bana: "Ey Muhammed! Başını kaldır. Söyle, söylediğin dinlenir. İste, istediğin verilir. Şefaat et, şefaatin kabul olunur." der. Ben de: "Ey Rabbim! Ümmetim. Ümmetim." derim. Bana: "Haydi git ve kalbinde bir arpa tanesi kadar imanı olanları oradan çıkar" buyurur. Ben de gider söylenenleri yaparım. Hadis-i şerifte belirtildiğine göre bu talep devam eder ve Hz. Peygamber (s.a.v)'e kalbinde hardal tanesi kadar, hatta daha da az imanı olanlara şefaat hakkı tanınır. Ümmeti için Cennet kapıları açılır.

 

MİZAN

Bismillahirrahmanirrahim

قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُم بِالْوَحْيِ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاء إِذَا مَا يُنذَرُون

وَلَئِن مَّسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِّنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَإِن كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينََ

ENBİYA 45-46-47: " Ancak Allah'ın kalbime ilhamla bildirdiği (emir ve yasaklar) ne kadarsa, nefsime vaciptir de ve nefsim için (kendim için) yakardığım zaman kulakları tıkalı olanlar işitemez  ve vallahi Rabbinin (Terbiye edenin) azabının kokusunu duysalar akılları başlarından gider de anlaşmamızı muhafaza etmedik veyl bize şüphesiz biz zulmedenlerden olduk derler ve her bir nefse; ayağa kalkacakları (ölümden sonra tekrar diriltilene) güne kadar tartıda ve ölçüde doğruluk için teraziler koyacağız. Böylece haksızlık edilmez. Miskalde olsa hardal tohumuda önlerinden getiririz ve biz ile hesap görücülerimiz nazirdir."

Tirmizî'nin rivayet ettigine göre. Peygamber'imiz buyuruyor ki. 
«— Cennet Arşın sağında, cehennem'de solunda kurulur. Mizân'ın iyilikler kefesi Arş'ın saginda, günahlar kefesiyse solunda bulunur. Böylece cennet iyilikler kefesi karşısına, cehennem de kötülükler kefesi karşısına düşer.» 
Ibni Abbas (R.A.) derdi ki; «İyilikler ile günahlar iki kefesi ve bir dili olan bir Mizân'da tartılır. Kıyamet Günü. Allah (C.C) kulların amellerini tartmak isteyince onları maddeleştirir.»

SIRAT KÖPRÜSÜ

Ebu Hureyre, Peygamberimizden şöyle rivayet ediyor: "Cehennemin ortasına sırat (köprüsü) kurulur. Oradan peygamberlerden ümmetleri ile beraber geçenlerin ilki ben olacağım. Peygamberlerden başka o gün kimse konuşamaz, Peygamberlerin sözleri de "Ey Allah'ım, kurtar kurtar" olur" (Buhari ve Müslim'den naklen, Tâc, V, 377-378).

 

CEHENNEM

Taberanî'nin rivayetine göre bir gün Cebrail (A.S.) her zamankinden baska bir saatte Peygamber'imize (S:A:V) gelir. Peygamber'imiz (S.A.V) onu karsilayarak; 

«Ya Cebrail, niye senin cehreni solgun görüyorum» diye sorar. Cebrail (A.S): «Eger ALLAH (C.C ) cehennemin körükleri hakkinda sana bilgi vermemi emretmeseydi, gelecek degildim» der. 

Peygamber'imiz (S.AV) ona: «Yâ Cebrail, bana cehennemi anlat» der. Cebrail (AS) söyle cevap verir: «Allah (C.C ), cehennemin bin yil boyunca yakilmasini emretti. Bin yil yakildi, sonunda agardi. Arkasindan bin yil daha yanmasini emretti, sonunda kapkara kesildi. 

Simdi o kapkaradir, ne kivilcimi isik saçar ve ne de yalazi söner. 
Seni hak üzere elci olarak gönderen ALLAH'a (C.C ) yemin ederim ki, cehennemde igne deligi kadar bir delik açilsa dagilacak olan yüksek hararetten dolayi yeryüzünün bütün canlilar kavrularak ölürdü.

Seni hak üzere elçi gönderen ALLAH'a (C.C ) yemin ederim ki, cehennem bekçilerinden biri dünya halkina görünse yüzünün çirkinligi ve kokusunun agirligi yüzünden bütün yer yüzü halki ölürdü. Seni hak üzere elci gönderen ALLAH'a (C.C ) yemin ederim ki. ALLAH'in (C.C ) Kur'an'in tanittigi cehennem zincirinin bir halkasi yeryüzü daglarina konsa dag yarilir ve yerin merkezine ininceye kadar durmazdi. 

Bunun üzerine Peygamber'imiz (S.AV) «Yeter, ya Cebrail! Yoksa kalbim duracak ve ölecegim» der. 

Bu sirada Peygamber'imiz S:A:V ) Cebrail'in agladigini görür. Ona: «Ya Cebrail, ALLAH(C.C ) katinda sahip oldugun mertebeye ragmen sen de agliyorsun» der. Cebrail (A.S) O'na söyle cevap verir: «Niye aglamayayim? Asil benim aglamam lâzim. Cünki belki ALLAH'in (C.C ) bilgisine göre bu günkü mevkiimden baska bir mertebedeyim. Belki meleklerden biri iken Iblisin tâbi tutuldugu imtihanin bir benzerine ben de tâbi tutulurum. Bilmiyorum, belki de Harut ile Marufun baslarina gelenler benim de basima gelir.» 

Bunun üzerine ikisi de aglamaya baslarlar, göz yaslari akarken «Ya Cebrail ve ya Muhammed! Ulu ALLAH her ikinizi âsi olmak tehlikesinden emin kilmistir» diyen gizli bir ses duyarlar. 

Sesi duyunca Cebrail (AS) göge yücelir. Peygamber'imiz de (S:A:V)disarıya çikar. Yolda Ensardan gülen, oynayan bir gurup ile karsilasir. Onlara der kî: «cehennem ardinizda iken gülüyor musunuz?! Benim bildiklerimi bilseniz, az güler, cok aglar, girtlaginizdan ne yemek ve ne de su geçmez, yüksek tepelere çikarak yüksek sesle ALLAH'a (C.C ) yakarirdiniz.» 

Bu sirada; «Ya Muhammed, kullarimi umutsuzluga düsürme. Ben seni zorluk gösterici olarak degil, müjdeleyici olarak gönderdim» diye bir nida gelir. 


Bu nidayi duyunca Peygamber'imiz (S:A:V)«Dogru olun ve ALLAH'a (C.C ) yaklasin» diye buyurur. 

Imami Ahmed´in rivayetine göre Peygamber'imiz (S:AV) Cebrail'e (AS): 

«Niye hiç bir zaman Mikâil'i (AS)gülerken görmüyorum?» diye sorar. Cebrail de (AS) O'na: «Mikâil, cehennem yaratilaliberi hiç gülmüs degil» diye cevap verir. 

ALLAH'ım Kabir azabından cehennemin azabından ve kıyametin şiddetinden sana sığınırım.

 

CENNET

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Cennet ehlinin mertebece en düşük olanı o kimsedir ki: Bahçelerine, zevcelerine, nimetlerine, hizmetçilerine, koltuklarına bakar. Bunlar bin yıllık yürüme mesafesini doldururlar. Cennetliklerin Allah nezdinde en kıymetli olanları ise, vech-i ilahiye sabah ve akşam nazar ederler." Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm sonra şu ayeti okudu. (Meâlen): "Yüzler vardır, o gün ter ü tâzedir, Rablerini görecektir" (Kıyamet 22-23).

Ebu Sa'id el-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla hazretleri cennet ehline;

"Ey cennet ahalisi!" diye seslenir. Onlar:

 

"Ey Rabbimiz, buyur! Ebrine âmâdeyiz! Hayır senin elindedir!" derler. Rab Teâla:

 

"Razı oldunuz mu? diye sorar.

Onlar:

"Ey Rabbimiz! Razı olmamak ne haddimize! Sen bize mahlûkatından bir başkasına vermediğin nimetler verdin!" derler. Rab Teâla:

 

"Ben sizlere bundan daha fazlasını vereyim mi?" der. Onlar:

 

"Bu verdiklerinden daha üstün ne olabilir?" derler. Rab Teâla:

 

"Size rızamı helal kıldım. Artık, size ebediyen gadab etmeyeceğim!" buyururlar."

 

(Buhari, Rikâk 51, Tevhid 38; Müslim, Cennet 9, (2829) )

 

Yine Sa'd İbnu Sa'd radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü dedim, insanlar neden yaratıldı?"

 

"Sudan!" buyurdular.

 

"Ya cennet?" dedim, o neden inşa edildi?"

 

"Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan, toprağı da zâferandır. Ona giren nimete mazhar olur, eziyet görmez, ebediyet kazanır, ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez, gençliği kaybolmaz." Aleyhissalâtu vesselâm sözlerine şöyle devam buyurdular: "Üç kişi vardır duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir):

 

-Âdil imâm (devlet başkanı).

 

-İftarını yaptığı zaman oruçlu.

 

-Zulme uğrayanın duası.

Allah, (mazlumun) duasını bulutların fevkine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Allah Teâla Hazretleri:

 

"İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da, duanı mutlaka kabul edeceğim!" buyurur."

 

( Tirmizi, Cennet 2, (2528). )

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

HAYRI VE ŞERRİ İLE KADERE İMAN

آمَنْتُ بِاللهِ وَ مَلَئِكَتِهٍ وَ كُتُبِهِ وَ رُسُلِهِ وَ اْليَوْمِ اْلآخِرِ وَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَ شَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالَى

وَ اْلبَعْثُ بَعْدَ اْلمَوْتِ حَقٌّ


اَشْهَدُ
 
اَنْ لآ اِلَهَ اِلاَّ اَللهُ وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وُ رَسُولُ
ه

"Âmentü billahi ve melâiketihi ve kütübihî ve rusülihî ve'l yevmi'l-âhıri ve bi'l-kaderi hayrihî ve şerrihi mine'llâhi teâlâ ve'l-ba'sü ba'de'l mevti hakk
Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh."

Allah’a ölmeden önce ulaşmayı diliyorum; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine,ölüm ve sonrasına , hayrı ve şerri ile kaderin Allah’tan olduğuna inanıyorum. Öldükten sonra dirilmek doğrudur. Şahadet ederim ki Allahu Tealâ'dan başka ilâh yoktur ve şahadet ederim ki Ahmed Mahmud Muhammed Mustafa(s.a.v) O’nun kulu ve peygamberidir.

Ebu hüreyre (ra) den rivayet olunmuştur. Bir gün biz kader hakkında konuşuyorken peygamber
çıkageldi. Bize kızdı. Kızgınlığından yüzü kızardı. Hatta nar gibi kızardı. Ve dedi ki:
"Siz bununla mı emrolundunuz? Veya ben bunun için mi peygamber olarak gönderildim?
Şunu biliniz ki sizden önceki ümmetler bu tür tartışmalara başladıkları zaman helak olmuşlardır.
Böyle tartışmalara girmemelisiniz" (Tirmizî, Kader, l.)

 

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

"Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla"

ALLAH(cc)'ün emir ve yasakları : (KURAN-I KERIM)

TEFSIRI

( Kaynak: HAYYcc. )

Ala Resulüna Muhammedin Salavat: "Allah'umme salli ala seyyidina Muhammed in ve ala ali seyyidina Muhammed."

Kadiri Tarikatı